Kaygı, insan hayatını tehdit eden olaylar karşısında strese karşı verilen doğal hissedilen tepkilerdir. Aslında geleceğe ile ilgili duyduğumuz endişe ve korkularımızdır. İnsanın hayatta kalabilmesi için önemli aynı zamanda rahatsız edici  bir duydu durumudur.  Günlük hayatımızda herkes zaman zaman kendini kaygılı hissedebilir. Toplum önünde yapılacak olan bir sunum, yetişilmesi gereken bir randevu örnek olarak verilebilir.  Böyle durumlarda kişinin kendini kaygılı hissetmesi doğaldır.  Ancak duyduğumuz kaygı fazla ve uzun süreli devam edip işlevselliğimizi , yaşamımızı zorlaştırıyorsa bu durum kaygı bozukluklarının önünü açmaktadır. Bir diğer adı olan anksiyete, kişinin çevresindeki veya vücudundaki uyaranları tehlike olarak  tanımlaması sonucunda oluşan hisleri olay ve durumlardan kaçma davranışına denilmektedir. Kişinin tehlike oluşturan durumlarda kaygılanması, korkması çok doğal bir içgüdüdür. Çarpıntı, baş dönmesi, titreme, hissedilen gerginlik gibi bedensel tepkilerde kaygının belirtileridir. Yaşanılan bu durumun uzun süreli devam edip şiddetli olup kontrolden çıkması anksiyete bozukluğunun  göstergesidir.

Kaygı Bozuklukları Türleri

Kaygı bozukluğu teşhisi için bu durumun günlük hayatı etkiliyor olması, üzüntüye sebep olması, ilaç kullanımına bağlı olmaması ve en az 6 aydan daha uzun sürüyor olması gerekmektedir.

Kaygı bozukluğu türlerini şu şekilde sıralayabiliriz;

Saplantı bozukluğu (obsesif kompulsif bozukluk):  Sürekli olarak t ekrar eden takıntılı ve saplantılı davranışlardır.  İstemsiz gelişen düşünceler yüzünden kişiler her an korku halindedirler.  Oluşan bu düşünceleri bastırmak için  sürekli el yıkama, ocağı kontrol etme, kapı kilidini kontrol etme  davranışı görülür.  Eğer kişiler takıntı olarak adlandırılan bu ritüelleri gerçekleştirmezse anksiyete daha fazla kötüleşebilir. Zaman alan bu saplantılar yüzünden kişiler yapması gerekenleri yapamaz ve daha çok yorulur.

Panik atak: Hayati  tehlikesi olmamasına rağmen  kişide duyulan şiddetli bir endişe ve korku hissettiren rahatsızlıktır. Panik atak belirtilerinin   şiddeti çok kuvvetli olduğundan, panik atak geçiren kişiler kendilerini  felç ya da kalp krizi geçiriyormuş gibi hissedebilirler.  Panik atak durumu ortaya çıktığında kalp atışı ve kalp nabız atışı hızlanmaktadır.

Anksiyete ve panik atak birbirlerine çok benzese de farklı problemlerdir. Anksiyetede sürekli devam eden tedirginlik vardır ve bilinçaltında devamlı kendini hissettirir. Panik atakta kişi kendini saldırıya uğramış ve tehlikede hisseder, bayılacağını sanır, kalbi hızlı atar ve nefesi kesilir. Ataklar birkaç dakika ya da birkaç saat sürebilmektedir.

Travma sonrası stres:  Yaşanılan travmatik bir olay sonrası hissedilen korkular ve bedensel tepkilerdir.  Yaşanılan bu korkunç olay kişinin tekrar  tekrar gözünün önüne getirerek yeniden yaşamasıdır. Fiziksel ağrılar ve uykusuzluk, travma sonrası stres  bozukluğu   nedeniyle  ortaya çıkabilen durumlardandır.

Genelleştirilmiş kaygı bozukluğu: Kişinin kendisini  her konuda  ve durumda  tedirgin ve kaygılı hissetmesidir.  Eve hırsız girmesi, deprem olması, sevdiklerinin hastalanması, borçları ödeyememek gibi kontrol edilemeyecek durumlara endişelenmek, kişiyi huzursuz ve geceleri uyuyamaz hale getirebilmektedir.

Agorafobi: Kişinin anksiyete yaşadığı anda  hızlıca yardım göremeyeceğinden korkmasıdır. Bu rahatsızlığı olan kişiler sinema salonları, asansör,  doğa aktiviteleri, toplu taşıma araçları gibi doktora uzak olan yerlerde bulunmak istemez.

Sosyal fobi: Kişinin kendisini  kalabalık ortamlarda küçük düşürülme ya da aptal duruma düşme korkusunu yaşamasıdır.  Bu rahatsızlığı olan kişiler, kalabalıkta yüksek sesle konuşmaya, yemek yemeye ve davetlere katılmaya, sunum yapma gibi durumlarda  çekinmektedir.

 

 

 

 

 

Kaygı Bozuklukları

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir